Abdurrahman b. Muallâ el-Luveyhık el-Mutayrî
Hak ve Sorumluluklar Temelinde Ulema Ümmet İlişkisi
          ... Fitne durumunda insanlar, belirli sorunlar hakkında hüküm bildiren nasları tek tek bilmek yerine maslahat ve mefsedet fıkhına ve bunların mertebeleri ile ilgili ilme ihtiyaç duyarlar. Çünkü şer'i siyasetle alakalı geneli ilgilendiren minkerler -ki genelde fitne sebebi bunlardır- taharet, namaz, hac ve (evlilik, boşanma vb.) şahsi hallere benzemezler. Bunlarla ilgili hakkın ne olduğunun anlaşılması -genel olarak- tafsili deliller üzerine oturmakta ve hatta bu konuya ilişkin ilim, aşağıfa bazısını zikretttiğimiz noktalara dayanmaktadır. Genel şer'i deliller ve bir çok konuyu ihtiva eden kaideler. Şer'i hedefler (makasıdu şeri'a) maslahat mefsedet dengesi. Tfafsili deliller.

          Avamın ve hatta küçük ilim talebelerinin, her ne kadar cüz'i nasları anlayailselerde kmauya yönelik külli nasları anlamaları mümkün değildir. Aynı şekilde şeriatın hedeflerinin anlaşılması ancak nasların mücmellerinin, Şar'iinin tasarruflarının incelenmesi yoluyla gerçekleşir. Şeriatın maksatları ile ilgili fıkıh herkesin nail olamayacağı şerefli bir fıkıhtır. Bu fıkha ancak ilmin basamaklarında yükselip vakıaya muttali olanlar ve meydana geleceği zannedillen ihtimaller üzerinde düşünebilenler ulaşabilir.

          Maslahat-mefsedet dengesi şeriatın, şeriatın maksatlarının, vakıanın, maslahat ve mefsedetlerin mertebelerinin anlaşılmasına ihtiyaç duyar. Bunların tümü de yalnızca âlimlere aittir. Bu sebebten ötürü yapmış olduğu fiillerde Hıdır, Musâ aleyihsselam'ın bilmediği maslahatları biliyordu.

          Bu kural altına saylıamayacak kadar fer'i mesele ve fayda girmektedir. Maslahat ve mefsedetlerden herbiri bu kurala dahildir. Durum böyle olduğuna göre islah hakkı yanızca, münkeri tanıyan ve islah yolarını bilen âlime aittir. Kamuya ait işlerde de sadece Alimler hak sahibidir.